17 11 2011

Hz.Yunus ve Hz.Mevlana'nın Hikayesi

 

Aşık, Allah’tan gelen lütfu ve kahrı lütuf olarak görür. Mevlâna, buna şöyle dikkat çeker: 
 
 
“Gerek âlim olsun, gerek cahil olsun, isterse aşağılık biri bulunsun, herkes lütuf ile kahrı fark eder. Lakin, kahırda gizlenmiş lütfu, yahut lütuf içindeki kahrı az kimse bilir.”
 
 
Mevlana sordu ;
 
- Pek güzel, Pek Sade giyinmişsiniz.Üzerinizde hırkanız bile yok ,üşümezmisiniz ?
 
Yunus Emre şiirle karşılık verdi ;
 
Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil,
Gönlün derviş eyleyen,hırkaya muhtaç değil...
 
 
Mevlana beğendiğini belli eden bir hareket yaptı.Ve yine sordu ;
 
 
- Pek doğru söylersiniz.Nasılsınız iyimisiniz ? Nelerle meşgulsünüz ? Ne yapar ,ne eylersiniz ?
 
Yunus Emre yine şiirle karşılık verdi ;
 
 
Adımız miskindir bizim,düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmazuz,kamu alem birdir bize
Ben gelmedüm dava için,benim işum sevi içün
Dostun evi gönüllerdir,gönüller yapmağa geldüm !
 
Mevlana, Yunus Emre'ye Sordu;
 
-Biz dervişlerimize Tevhid'i öğretirken '' Bir elma iki ayna '' demiştik.Siz ne dersiniz ?
 
Yunus Emre cevap verdi;
 
Tevhid imiş cümle alem
Tevhidi bilendir adem
Bu tevhidi inkar eden
Öz canına düşman imiş.
 
Mevlana,Yunus Emre'nin bir süre dergahta kalmasını istiyordu.
 
-'' Evet, davetimizi kabul buyurursanız,çok memnun kalacağız.Hemde size yazdığımız 6 ciltlik Mesneviyi okurduk'' dedi.
 
Yunus Emre kalktı ,kapıya doğru yönelirken ilk kez şiirsiz konuştu;
 
-Ne kadar uzun yazmışsınız ! Çok emek ve gayret sarfetmişsiniz.Bize kalsaydı aynen şunu söylerdik;
 
'' ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM, YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM ''

215
0
0
Yorum Yaz